(11)Alıntı yazılar - yeni dünyam - Blogcu



yeni dünyam

Pazar, Eylül 28, 2008 - Çocuklukların bayramı - bayram yazısı



-
foto kızıma aittir-
MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLAR HAYIRLARA VESİLELE OLMASINI TEMENNİ EDERİM VE BİR GÜZEL YAZIYI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM


İster ülkemizde olsun, ister dünyanın en varsıl ya da en yoksul bir başka köşesinde.
Bayramlar herkesindir, ama önce çocukların.
Bir bayram gününün getirdiği farklılığı, parıltılı coşkuyu, öncesindeki gizli heyecanları, sonrasındaki serbest bırakılan hüzünleri, su katılmamış bir masumiyet ile önce çocuklar fark eder, onlar yaşar.


Çocuklar bayramların, kapı kapı dolaşıp el öpen, şeker toplayan aksesuarları değildir.
Onlar; tüm bir yaşamın tam bayramlık halidir, bayram günüdür. Yaşlarımız kemale ermek için yol almaya devam ettikçe, iki de bir başımızı geriye doğru çevirip sanki görecekmiş gibi “nerde o eski bayramlar” dememiz bundandır işte. Özlediğimiz o eski bayramlar değil, o bayram günlerini yaşayan kendi çocukluklarımızdır. Ve hiç kuşku duyulmasın ki bugünün çocukluk çağlarının cıvıltılı bahçelerinde oynanan oyunlar, aynı ağızların yarınlarda söyleyeceği “nerde o eski bayramlar” şarkısının hüzünlü nakaratlarına dönüşecektir,çok değil yirmi sene, otuz sene sonra. Göz açıp geçinceye kadar kısa bir süre sonra…


Bir bayram günü.
Belki bir sonbahar serinliği ya da yaz sıcaklarının yeni kucaklanmaya başladığı bir bayram günü. Zorla koparılmış bayram harçlıklarını erken tüketmemek için kasabanın aynı zamanda şeker de satan tek oyuncakçısının önünden değil daha arka sokaklarından kırlara doğru koşan üç çocuk için bir bayram günü. Simsiyah saçları, kocaman ışıltılı gözleri ve ayaklarında yalın ayakkabıları ile…

İki adım sonra ….
“açık arazide buldukları patlamamış top mermisi ile oynayan ilkokul öğrencisi üç çocuk feci şekilde parçalanarak can verdi”

Etrafa saçılan tüketemedikleri bayram harçlıkları parçalanmamıştı ama onlar “nerede o eski bayramlar” diyemeyecek kadar küçük parçalara ayrılıp yok olmuşlar değil yok edilmişlerdi.

Bir bayram günü.
Özlenmiş bir yağmurun sonrasında yaşanan toprak kokulu ya da saçaklarından buz kristallerinin mızrak gibi sarktığı bir bayram günü. Gecenin konuklarına ekmek almak için yakındaki bakkala değil bilmediği bir başka gecenin karanlığına doğru örgülü sarı saçları, mavi gözleri ile yürüyen kız çocuğu için bir bayram günü. Ardından gelen kirli suratlı iğrenç kokulu o sese bakıncaya kadar…

Ertesi gün …
“Bakkala gitmek üzere çıktığı evine dönmeyen küçük kızın cesedi, hemen arka sokaktaki bir inşaatın içinde bulundu. Boğularak öldürülmeden önce tecavüze edildiği anlaşılan…”

Ve daha niceleri…
Hayal dünyası kurgularının bile kabul edemeyeceği kadar “aşağılık” ama ne yazık ki gündelik ve sıradan hale dönüşen gazete haberleri. Bunları münferit olaylardan saymayı kabullenmeye başladığımız bu günlerde, birilerinin binlerce kilometre uzaklardan düğmeye basarak gönderdiği bombaların nereye ve kimlerin üstüne düşeceğinin de çok önemi kalmıyor. Çocukları o şekilde öldüremezsek bile bir şekilde ama nasılsa öldürmenin yolunu buluyoruz …

Öldürdüklerimizin çocuklar değil, kendi çocukluklarımız, bayramlarımız olduğunu aklımıza getirmeden…

Unutmayalım, bayramlar herkesindir.
İster ülkemizde olsun, ister dünyanın en varsıl ya da en yoksul bir başka köşesinde.
Bayramlar herkesindir, ama önce çocukların.
Bayram olsun, kapımızda onların ürkek yada şakrak seslerini duyalım…
Kapımız çalınsın, açalım …….

“Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin,
şeker de yiyebilsinler.”
(-nazım hikmet-)

Sevgili dostlarım…
Hepinizin bayramını şimdiden kutluyor, bu bayramı çocukl
uklarınız gibi yaşamanızı ve daha da nicelerinde de hep beraber olabilmeyi diliyorum.
(c.ç)
 

Cevat Çeştepe


Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba, Eylül 24, 2008 - Dilini kesemedim aşkın...

Unutmak "yazık" olur diye,
Boşluğunda hiç tutunmadan düşüyorum gönüllü...
Kendimi duymuyorum nicedir,
Bu suskunluk senden sonra en sevdiğim...
Sadece benim....

Gölgeler arasından izliyorum insanları, sadece suretlerden ibaret sanki herkes.
Öylesine bir boşvermişlik sarmış aslımı.
"Yüreğin sahipsizdi, emanet bende gözüm gibi bakıyorum ona" demiştin,
Gözlerini aradım, yüreğimi bulmak için,
Bulamadım...
Yüzüme çarptığın kapılarda, sessizliğine karışmış.
Dört kapı, bir çift göz, iki yürek.....
Bir sensizlik, bin sessizlik...
Hepsi bu....

Aç kapıları, bende sahipsiz izlerin kaldı....

En sancılı mavilerden geçtim, buz gibiydi dokunamadım
Siyaha gülümsedim, beni sevsin diye
Senin gibi...
Avuçlarımda bir parça sen kalmış,
Parmaklarıma küstüm bu "bir parça" için..
Masallarım, koşarken düşen bir çocuk gibi
Epeydir yaralı dizleri, yüzünde masum bir çamur...

Öyle derin bakma aynaya, saklanamıyorum içime
İçim dışım sen doluyor, yüreğimde çiçek açıyor, gözlerimde yaz yağmuru
Ruhumla yüzleşemiyorum..

Kapat gözlerini, çözülüyorum.......

Gittin, herşey bitti...
Birşeye ağladım ben: canıma...
Nehirlerce kanadım, kör oldum, sağır oldum,
Görmedim, duymadım belki ama dilini kesemedim aşkın
Şimdi sessizliğin hangi harfindesin?
Bilmediğim bu alfabede hangi heceden sormalıyım seni?

Ellerim siyah bir gece,
Yüzümün coğrafyasında binbir deprem,
Enkazda mı kaldı şefkatinin izi? 

Söylesene,
/E N S E V M E D İ Ğ İ N Y A L A N I N K A D A R B İ L E Ö Z L E M E D İ N M İ B E N İ/


                                                                         ALINTIDIR-
     -
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba, Eylül 24, 2008 - Çocukluğumda Bölündü Sözcüklerim İlkin, Sustum O Halde


pervane böceği ip atlıyorken yanıtlarımın yanında
kulaktan kulağa oynuyordu çocukluğum
sarhoş naralarının ten yanığıyla insanlaşan tarafında


bezirganbaşına kapıyı açmadığı için küsmüştüm
ve tüm kiremitleri yıkamadım diye
setler çekmiştim kalın…
kendi çocukluğumla arkadaşlarımınki arasına
derin sancı…
saklambacımın en kolay bulunanıyken hep
yerden yükseklerin de ilk düşeniydim yere
ve her ebe olmuşluğumda “kemik” deyip donuyorken hayata
çocuk olduğum kadar büyüyeceğimi bilmiyordum daha


enjekte edileceğini de bilmiyor muşum zahir
bu baldıranın yaşadığım her an ayak parmağımdan saç ucuma
çorak gözlerle susuz kalırken yürek toprağım bir kez daha
“bakma “diyorum “bana”
“bakma”
aşka kurak gözlerinde yok ediliyorum yaşama


hadi bir kez daha sök tırnaklarımı hayat
dize getir etlerimi
selam versinler sana parelenmiş yanlarıyla
kör bir bıçakla doğra ki imlaya sadık olmayan şu ömrü
kanamadan da acısın
acısında kurşunlasın kendini


denizatına öykünen bir adam tanımadım ben
hiç kimse kadını için bir yük saplamadı karnına
ve insan turna kadar sadık değildi “eş “ oluşuna
şimdi hangi soru işaretinin cevabı var ki
konuşma çizgilerimi çoktan elimden almışken gereksiz susuşlarım
artık istesem de, bütün vurgulu kelimelerin sonunda
bir üç noktayla …
susturuluyorum.


mayın koleksiyonu yapan bir ömrün sahibiyim ben de
“sayarsan eksilir” dedi annem
eksilmesin diye ruhuma yoldaş patlamalarım
hiçbir sayıyla anlaşmıyorum
sıfırı sırdaş ettim kendime bir tek
-ki kendisi bir sayma sayısı da değildi-
doğaldı kendince
yolum oldu, yol arkadaşım oldu
yanlışlarıma her gün yenisini ekleyip
sayısını sustuğum yaşamda


dilime harfleri öğretenim
sözcükleri esmer gülüşlerle diriltenim
şimdi başlarken senle cümle kurmaya
hatta bizzat cümle olmaya
kor değdirdiler dilimin küçücük noktalarına

heyhat yine susuyorum şimdi kanıma batırarak kelimeleri
bu kez içimde yaşlanan organlarıma da…
sus değdirdim yaşıma
kutlu olsun
ne hoş kelime…


-ALINTIDIR-

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cumartesi, Eylül 13, 2008 - Benim adım aşk



bir bakmissiniz hizli hizli çarptirmaya baslamisimdir kalbinizi. heyecan yüklerim benliginize, bir anda degistiririm renginizi. siyahtan maviye yol alir kalpler benimle.en acili yürege bile huzur verir benim adim. benim adim ask... 

gece gündüz demeden damarlarinizda dolanirim.gururunuzu ve mantiginizi silerim bir anda... size ayni anda korkuyu ve cesareti verip, hayatinizi en tatli oyuna dahil ederim. ben ruhunuza günes gibi dogdugum gibi, bazen geceleri getiririm.benim adim ask...

ben bir karmasayim.size siirler, mektuplar ve güzel sözleri yazdirtan duyguyumdur ben. bir gülde degisir bazen adim ve sevgiliye yol açarim kalpten kalbine. ben size en aptal seyleri yaptiran seyim aslinda. ask benim adim, ask...


bazen ruhunuzu sikistirip, sizi kendinizle basbasa birakirim ve benim
sayemde birlesir sevdiginizle elleriniz. ben öyle bir seyim ki sizi hem hayata baglarim, hem hayattan soyutlarim. ben yaralarim ve yaralarinizi saranim. benim adim asktir...

ben çözümü en zor vakayim.ask benim adim, ask... anlamim ve yasatacaklarim sinirsizdir aslinda ama ne gerek var hepsini simdi anlatmaya. benim adim ask... 


beni yasadikça taniyin. bir gün elbet sizin yüreginize de ugrarim. benim adim ask... ben bambaskayim.


Alıntıdır.... 



Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Salı, Eylül 9, 2008 - Sevdanın Anlamı




Bülent,  avucunu  açmış  kendisine  doğru  elini  uzatan  adama  ters  ters  baktı.  Elli  yaşlarında  gösteren  adam,  görmeye  alıştığı  hırpani  kıyafetli  dilencilere  benzemiyordu.  Üzerindeki  giysiler  eski  fakat  temizdi.  Eli  yüzü  temiz,  sağlıklı  görünüyordu.

  "Sapasağlam  adam  gidip  çalışacağına  dileniyor,  belki  benden  daha  zengindir  diye  düşündü"  Zaten  canı  çok  sıkkındı.

 Alaycı  bir  ses  tonuyla:

 - Ekmek  parasımı  istiyorsun?  diye  sordu.

 - Hayır  çikolata  parası  lazım.

   Bülent' in  kızgınlığı  şaşkınlığa  dönüştü.

 " Espri  yeteneği  olan  dilencinin  halide  başka  oluyor  diye  düşündü"

 - Niye  ekmek  bulamayınca  siz  pastamı  yiyorsunuz?

 - Hayır.  Ekmek  parası  bulamadığımız  günler  bulgur  pilavı  yeriz,  onuda  bulamazsak  aç  yatarız.

 Bülent  adamın  ciddimi  konuştuğunu yoksa  dalgamı  geçtiğini  anlayamamış;

 - Bu gün  karnınız  doyduda  üstüne  tatlımı  istedi  canınız?

 - Fakirin  canımı  olurki  tatlı  istesin  beyim...

 - Bu  bir  kamera  şakasımı,  yoksa  sen  iş  bulamamış  bir  stendapçımısın?

 - Hiç  biri  değil.  Sadece  fakirim

  Bu  gün  karımın  doğum  günü,  ona  çikolata  götürmek  istiyorum.

 - Doğumgününde  yaşpasta  alınır  bildiğim  kadarıyla.

 - O  bizim  için  değil,  zenginler  için.  Otuz  yıllık  evliliğimiz  boyunca  ona  bir  kez  bile  yaş  pasta  alamadım.  Ama  her  doğumgününde  mutlaka  çikolata  götürdüm.  Çikolatayı  çok  sever.

  Adamın  söyledikleri  Bülent' in  dikkatini  çekmişti.  O  akşam  karısıyla  kavga  etmiş,  kapıyı  çarpıp  kendini  sokağa  atmıştı.  Arabasınada  binmemiş,  sahile  kadar  yürümüştü.  Denizi  seyretmekte  onu  rahatlatmamıştı.  Oysa eskiden  denizi  seyrederken  çok  rahatlardı.  Dalgalar  sıkıntısını  alıp  götürürdü.  Fakat  karısının  evde  ağlıyor  olduğunu  bildiği  için  olsa  gerek,  hiçbirşey  onu  rahatlatmıyordu.  Dilenciyle  konuşunca  biraz  kafası  dağılmıştı...

 " Acaba  söyledikleri  gerçekmi  yoksa  uyduruyormu "  diye  düşündü. 

 - Cebinde  bir  çikolata  alacak  para  yokmu  şimdi?

  Bülent' in  sorusu  üzerine  adam  ceplerini  boşalttı,  bir  nüfus  cüzdanından  başka  birşey  çıkmadı.

 - Ben  dilenci  değilim.  İşim  yok.  Günlük  çalışırım,  ne  iş  bulursam  yaparım. Fakat  bugün  bütüngün  iş aradım,   aksilik  bu  ya  bir  iş bulamadım.

  Bülent  oturduğu  bankı  işaret  ederek  yer  gösterdi.

 - Oturun  biraz  dertleşelim  bari  dedi.

  Adam  çekingen  oturdu  yanına.

 - Yokmu  eşin  dostun,  borç  alacak  arkadaşın?

 - Fakirin  akrabasıda  fakir  olur  beyim.  Bulurlarsa  kendi  karınlarını  doyururlar.

 - Dilenecek  kadar  çokmu  seviyorsun  karını ?

 - Hemde  çok,  30  yılımı  aydınlattı  o  benim.

 - Hmm  aşk,  hemde  otuz  yıl  süren  aşk.  Hayret  doğrusu !..  Aşkın  ömrü  üç  yıl  diyorlar  oysa.  Sen  otuz  yıldan  bahsediyorsun.

 - Evet  geçen  yıllar  sevgimi  azaltmadığı  gibi  arttırdı.

 - Söyle  o  zaman  nedir  evlilikte  mutluluğun  sırrı?  Söylediklerine  bakılırsa  sen  mutluluğun  formülünü  bulmuşsun.

 - Ben  ilkokulu  bile  bitiremedim,  öyle  formül  mormül  falan  bilmem.

 - Formül  dediysem  kimya  formülü  sormuyorum.  Bende  altı  yıllık  evliyim.  Sevdiğim  kadınla  evlendim,  fakat  mutlu  değilim.  Sürekli  kavga  ediyoruz.  Daha  iki  saat  önce  kapıyı  çarpıp  çıktım.  Evimiz,  arabamız,  işimiz,  gücümüz  var  ama  mutlu  değiliz.  Senin  hiçbirşeyin  yok  ama  mutlusun.  Para mı  acaba  bizi  mutsuz  eden ?

 - Hiçbirşeyim  yokmu?  Hayır  aksine  benim  herşeyim  var.  Benim  karım  herşeyim.  Sevgilim,  eşim,  arkadaşım,  hayat  yoldaşım.  Hayatımı  paylaştığım  insandan  daha  değerli  ve  önemli  ne  olabilirki  dünyada?

Sizin  ev,  araba,  iş  diye  herşey  dediğiniz  şeylerdir  aslında  hiçbirşey  olan.

 - Öyle  deme,  şu  kadar  varlığın  içinde  bile  karım  herşeyden  şikayet  ediyor.  Birde  fakir  olsam  kimbilir  ne  olur? 

 - Altın  tasın  kan  kusana  faydası  yoktur  beyim,  sen  kadın  ruhunu  hiç  anlamamışsın.  Hiçbir  kadın  iyi  bir  evde  oturduğu,  hergün  çeşit  çeşit  yiyecekler  yediği  için  mutlu  olmaz.  Bir  kadın  kocasının  herşeyi  olduğunu  bildiğinde  ancak  mutlu  olur.

 - Sizin  mutluluğunuzun  sırrı  bu mu ?

 - Olabilir.  Ben  karıma  değerli  şeyler  alamıyorum  ama  ona  benim  için  ne  kadar  değerli  olduğunu  hissettiriyorum.  O da  çok  mutlu  oluyor.   

 - Bir  kadına  değerli  olduğu  nasıl  hissettirilir ?

 - Küçük  kızı  severek...

 - Küçük  kızımı?  Hangi  küçük  kızı ?

 - Yaşı  kaç  olursa  olsun  her  kadının  içinde  büyümeyen  bir  küçük  kız  vardır.  O  kızı  ne  kadar  çok  sever,  ne  kadar  çok  mutlu  edersen,  o  kadını  o  kadar  mutlu  edersin.

 - Nasıl  yani ?

 - Küçük  kız  neleri  sever,  nelerden  hoşlanır  bir  düşünün.  Küçük  kızlar  hep  beğenilmek,  ilgi  görmek  isterler.  Güzel  olduklarını  duymaya  bayılırlar.  Kendilerine  prenses  gibi  davranılmasını  beklerler.  Sürprizlerden  hoşlanırlar.  Biraz  şımartılmak  isterler.  Sevilmek  ve  sevildiklerini  duymak  isterler.  İltifata  dayanamaz  küçük  kızlar.  Öyle  değilmi ?

 - Haklısın.  Benim  4  yaşında  bir  kızım  var.  Adı  Aylin.  Her  akşam  boynuma  sarılır  " babacığım  beni  ne  kadar  seviyorsun "  diye  sorar.  Giysisini  değiştirdiği  zaman  etrafımda  " baba  güzel  olmuşmuyum? "  diye  sorar  durur. - Güzelsin  dememde  yetmez ona,  " harikasın,  prenses  gibi  olmuşsun "  demeliyim.  Dünyanın  en  güzel  kızısın  demeliyim.

 - İşte...  kadınlar  bir  ömür  boyu  bunu  duymak  isterler.  Ben  50  yaşındaki  karıma  böyle  davranıyorum.  Ömrümüz  olurda  seksen,  doksan  yıl da  yaşasak  ben  ona  böyle  davranmaya  devam  edeceğim. 

Ona  " bebeğim "  diye  hitap  ediyorum,  çok  hoşuna  gidiyor.  Bebeğim  bana  bir  çay  yaparmısın?  dediğimde  çay  yapmak  için  nasıl  koşuşturduğunu  görmelisiniz.

 - Hiç  kavga  etmezmisiniz  siz ?

 - Kavga  evliliğin  tadı,  tuzu.  Arada  bizde  tartışırız.  Küsüp  barışmanın  tadı  ayrıdır.  Benim  karım  keçi  gibi  inatçıdır.  Onunla  barışmak  için  uğraşmak  ayrı  bir  keyif  verir  bana.

 - Benim  eşim  çok  ciddi  kadındır.  Hiç  küçük  kız  havası  yok  onda.

 - Küçük  kızlar  büyüdükleri  zaman  artık  sevgi,  ilgi  istemeye  utanırlar.  En  ciddi  ya da  en  yaşlı  kadının  bile  içinde  o  küçük  kız  mutlaka  vardır.  Yeterki  sen  o  tatlı  küçük  kızı  sevindirmeyi,  mutlu  etmeyi  bil.  Ve  o  küçük  kızı  asla  aldatma.  Yoksa  bir  daha  sana  güvenmez  ve  ne  yaparsan  yap  hep  kuşkuyla  bakar.  Küçük  kızlar  hem  çabuk  mutlu  olurlar,  hemde  çabuk  kırılırlar.  Çok  narindir  onlar.  Yumuşak  dokunuşları  severler.

 - Bu  tavsiyeni  dinleyeceğim.  Fakat  her  zaman  yapabilirmiyim  bilemiyorum.  Bazen  işlerim  çok  yoğun  oluyor  o  zaman  eve  çok  yorgun  gidiyorum.

 - Bu  sadece  bir  bahane.  O  küçük  kızı  mutlu  etmek  dünyanın  en  kolay  işi.  Çoğu  zaman  birkaç  tatlı  söz  yeterli  olur.  Sen  onu  mutlu  ettiğinde  karşılığını  fazlasıyla  alırsın.  Artık  o  seni  rahat  ettirmek  için  elinden  gelen  gayreti  gösterir.  Karısı  mutlu  olmayan  erkek  asla  mutlu  olamaz.  Mutlu  olmak  isteyen  erkek  önce  hayat  arkadaşınıda  mutlu  etmelidir.  Düşünsene  somurtkan,  mutsuz,  sürekli  söylenen  biriyle  yolculuğa  çıksan  ne  kadar  mutlu  olabilirsin...

 - Haklısın da   bende  ailem  için  çalışıp  yoruluyorum.

 - Yine  para,  yine  dış  sebepler... Evet  para  gerekli  ama  kadınlar  para  için  erkekleri  sevmezler.  Para  geçici  mutluluk  verir.  Kadınlar  hediye  almayı  severler.  Paran  varsa  hediye  al  tabii.. Ama  hediyeyle  mutlu  olmasını  bekleme.  Hediyenin  yanına  sevgini  katmazsan  hediyenin  bir  anlamı  yoktur.  Benim  hiç  bir  zaman  çok  param  olmadı,  günlük  kazandım,  günlük  yedik.  Bazen  aç  kaldığımız  günler  oldu.

Hiçbir  zaman  karımın  kulaklarına  altın  küpeler  takamadım  ama  her  zaman  aşk  sözcükleri  fısıldadım.  Hiçbir  zaman  boynuna  pırlanta  gerdanlık  alamadım  ama  hep  öpücüklerle  sevip  süsledim  boynunu.  Hiçbir  zaman  ona  ipek  elbiseler  alamadım  ama  kendi  bedenimle  ipek  elbise  gibi  yumuşacık  sardım  bedenini  ve  mutlu  ettim  onu.

    Adam  ayağa  kalktı...

 - Bana  müsaade,  artık  gitmeliyim,  karım  beni  merak  eder.  Sende  git  evine  küçük  kızın  gönlünü  al,  belki  o  küçük  kız  evde  ağlayıp  duruyordur...

    Bülent' te  ayağa  kalktı.  Kuvvetlice  yaşlı  adamın  elini  sıktı...

 - Sizi  tanıdığıma  çok  memnun  oldum...

    Elini  bıraktı,  koluna  girdi.  Yolun  karşısındaki  pastaneyi  gösterdi. 

 - Hadi  gel  eşin  için  şuradan  çikolatalı  pasta  alalım...

    Pastayı  aldılar.  Adam  hayatında  ilk  defa  karısına  yaşpasta  götürmenin  mutluluğuyla  bin  teşekkür  ederek  evinin  yolunu  tuttu..

    Bülent  pastanenin  yanındaki  manavdan  karısının  en  sevdiği  meyvelerden  aldı. Evine  geldiğinde  karısı  şişmiş  gözlerle  mutfak  masasına  oturmuş  su  içiyordu.

Bülent  hiç  konuşmadan  meyveleri  büyükçe  bir  tabağa  döküp  yıkadı;  sonra  eşinin  önüne  koydu.

 - "Bunlar  dünyanın  en  şanslı  meyveleri"  dedi.

     İnci  hiç  konuşmadı.

  - Sorsana  " niye "   diye...

İnci  çok  kızgın:   -  " niye "   diye  sordu

 - " Çünkü dünyanın  en  güzel  ve  en  tatlı  kadınının  midesine  gidecek "   dedi.

     İnci  şaşırmıştı.  Bir  anda  yüzünün  ifadesi  değişti

 - Bunlar  senin  sevdiğin  meyveler,  senin  için  aldım.

 - Hayret  bişey!..  Sen  her  zaman  kendi  sevdiğin  meyveleri  alırdın.  Benim  hangi  meyveleri  sevdiğimi  iyi  hatırlamışsın.  Aslında  bu  hep  beklediğim  istediğim  birşeydi.  "bak  senin  sevdiğin  meyveleri  aldım "   demen..


Ama 
Bülent şimdi  kıymeti  yok  sana  çok  kırgınım,  meyve  alarak  gönlümü  alamazsın.

 - Özür  dilerim  seni  kırdığım  için.

    Sonra  Bülent  yere  diz  çöktü.

 - Cezam  neyse  çekmeye  razıyım.  Ama  birtek  şey  istiyorum  senden.  Seni  delice  seven  bu  adamı  senden  mahrum  etme.

    Bülent  yere  çömelmiş  çok  komik  görünüyordu.İnci  kıkır  kıkır  gülmeye  başladı.

 - Affetmek  o  kadar  kolay  değil.  " Bakalım  hangi  cezalara  katlanabileceksin "   dedi.

    Bülent  işte  o  zaman  ona  muzip  muzip  bakan  eşinin  içindeki  küçük  kızı  gördü.  Bundan  sonra  herşey  daha  farklı  olacak  diye  düşündü...

Alıntıdır....
http://annekedi.blogcu.com

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Sevgili meleklerime! ''aycan huzurvesevgi'' ''melek meleksoylu'' sizlere çok teşekkür ediyorum anneler günü hediyesi olan bu sayfayla hayatıma renk kattığınız için... ''katagori açılım:)'' TÜRK MİLLETİ AZERİLERİN YANINDA
TÜRK MİLLETİ SİZİNLE/ECİNİNYENİDUNYASI/

Kategoriler

Arkadaşlarım

msscool
nefnem
bizimada
sieda
Blogcu Yardım
misra
poyrazkoy
metekan
nazaro
songulacikgoz
nesil :-)))))))))))))
supprussceyiz
modacci
annekedi
rove
yitikkiz
baris59
masuro
yakamozdakigozler
sibelim69
siyamkedisi
gonuldeneledokulenler
ecinindunyasi
hamdivehusnucan
duygularayolculuk
sadecebence
durusevdam
vebalinim
erdoganboz
sema çakan
bayramsekeri
meleksoylu
okyonusmelegi
Ahmet AYCAN
zeynaa
sessizcigliklarim
kusursuzhata
telkirmayasemince
bendesaklisin
muziklerinefendisi
serpilhobi
fusunkar
kumtanesi2008
kader2008
benduras
gulcinpehlivan
bidenemx
minigindunyasi
ozlem celik
Zeki Güneş
hercai58
gullegulumsehayata
cafekadin
tiryaki41
hasretinleyim
janda2644
Güneş Güneş
poyrazkoy34
tiklaseker
lezzetvadisi
Özben Komonovalı
tirtilinkozasi
wolkaninsiirsepeti
tebessumduvari
tanrimisafirlerim

<Feedjit Live Blog Stats